Salı, Eylül 9

da-kik-kak-kik-kak

Bir zamanlar kolumda saat olmadan yasayamayacagimi zannederdim. Ama uykuya dalamama sorunumu daha da körükledigi icin, bir sene kadar önce vazgectim saat takmaktan. Baslangicta geceleri yatarken cikartip, sabah uyaninca takardim. Bir süre sonra uyku sersemligiyle, ya da yavaaascana hazirlanip can havliyle kendini disariya atmaktan, unutur oldum saat takmayi. Derken hic takmamaya basladim.
Swatch kullanicilari bilirler, saniye göstergesi olan analog Swatchlar'da, gece yatinca, ortalik sessizlesince bir sey carpar göze.(Kulaga aslinda daha cok) Tik-tak-tik-tak! O kadar yüksektir ki üstelik sesi, belirli bir sürenin üzerinde dikkat ederseniz buna, bir daha kurtulamazsiniz. Cünkü zamanin bilincinde sürüklenir gidersiniz o tik-taklarda. Sonra daha beteri olur. Benim gibi "yataga yatinca, düsünmekten uykuya dalamayanlar" bilirler yine, o tik-taklar yüzünden, tee hangi olaylara takilip gidilir. Anlik problemler gözden gecirilir, dünya kurtarilir ya da daha da dibe batar o zaman zarfinda. Bir ara düsünceler durulur gibi olur, iste ondan sonra da en fenasi baslar. Uyumak icin kisitli zamanin oldugu bilindigi icin, bir an önce uykuya dalmaya calisilir. Ama nafile. Zamanin gectigi bilindikce ve 4 saat sonra uyanmak zorunda oldugunu bildikce, o tik-taklarin sesi yükseliverir. Ne sokaklardan arabalar gecer, ne komsunun televizyonu duyulur. Sadece minicik bir saatten cikan kocaman bir ses kaplar ortaligi. Simdi gel de uyu!
Tabii sürekli saate bakma aliskanligi, kolay giden bir sey degil. Her aliskanlik gibi diyelim. Kol saatimin yerini, cep telefonu alir oldu bir süre sonra. Derken dama atildi kol saatimin yeri. Ve bir hafta kadar önce tekrar saat takmaya basladim. Hala cep telefonuna bakmak icin, bavul gibi cantanin icinde minicik telefon ariyorum haril haril. Koldaki unutuldu ne de olsa artik.
Ama aslinda, sebeb-i izahim uyku problemlerim ve saatlerimle olan maceralarim degil. Beni hayrete düsüren dakiklikler. Bugün Deniz'e anlatiyordum; aksamlari bilgisayar basindayken, zaman bambaska bir hale bürünüyor, süblimlesiyor bir anda. Belli bir saatten sonra kapinin önünden gecen otobüsün sesleri kesiliyor. O zaman anliyorum ki, saat 22.30'u gecmis. Sadece tramvay sesleri geliyor. Bir süre sonra onlar da kesiliyor. O zaman anliyorum ki saat 00.40 olmus. Sonra tekrar otobüs sesleri gelmeye basliyor. O zaman anliyorum ki 01.10 olmus saat, Night Linelar calismaya baslamis. Ama eger Night Linelar'in da sesi kesilmisse ve bunu farkediyorsam, zaten durum cok fena. Cünkü o zaman saat 05.00 olmus. Oldu olacak yarim saat daha beklerim, 05.30'da tramvay cikar zaten sahneye. Kant'in evden cikmasina göre saatin kac oldugunu anlayan cemaate benzedim. Hayatimda ilk defa dakikliginden sasmayan bir sey buldum kendime. Sadece "zaman" kavrami yüzünden bile ayri bir yeri var Viyana'nin gönlümde. Viyana'nin göbegine bir meteor düsse, yollar raylar cigrindan ciksa, zaman mevhumumu kaybedecegim. Otobüs sesleri geldi demin yine. Saat 01.10 olmus demek ki...

2 yorum:

gioberg dedi ki...

güzel bir yazı olmuş bu :)

bir de aylar önce, blog ismi için yazmıştım size bir yazınızın yorumunda, şimdi başlığın altında yazan "italyanca değil.." kısmını üzerime alıyorum :p

gioberg dedi ki...

Öncellikle şunu söylemek isterim ki, "bir gün herkes Odocu olacak" :)

En güzel yaz tatili, daha sıcak bir yere gidilip de yapılan değil (misal güneye) daha soğuk bir yere gidilip de yapılandır bence. (misal bir dağ başına)

Viyana'ya 2 kere gitmiştim. Hatta bir tanesi 2006dan 2007e girdiğimiz yılbaşıydı.
Çok sevdiğim bir şehir, sanıryoum ki yaşaması da güzeldir..?
:)