itiraf etmesi çok zor ve utanç verici olsa da, birisi tarafından fena halde çarpılmış vaziyetteyim sanırım. sonu ne olacak bakalım...merakla beklemekteyim.
****expired on october 4, 2007.
Pazartesi, Eylül 17
Pazar, Eylül 9
elden gel!
Size de olur mu bilmem! Bazen kendime, sanki "insan değilmişim" gibi bakabiliyorum. Pek açıklayıcı bir tabir değil bu, o yüzden detaylandıracağım.
Hani, elimizin ayağımızın olması çok olağandır. Var oluşumuzun bir parçasıdır onlar ve bunun da zaten su götürür yeri yoktur çünkü biz "var"ızdır. Ama bazen, ki onlar çok derin anlardır bence, kendimize sanki o an "biz" değilmişiz gibi bakabiliriz. Aynanın karşısına geçip, "Vay be! Benim böyle bir şeklim var demek! Ağzım böyle, burnum böyle ve benim adım da 'bu'!" diyebiliriz ve daha da ilginci bu olaya şaşırabiliriz. Yanlış anlaşılmadan kaçınmak adına belirtmem gerekiyor; bu tarz cümlelerde herhangi bir beğeninin veya hoşnutsuzluğun söz konusu olması değildir mesele. Mesele, bizim kendimizi gözlemlememiz ve kendimizin, somut olan varlığımızın farkına varmamızdır. Oysa ne sıklıkla düşünüyoruz ki bunu? Adımız sorulduğunda vakit kaybetmeden cevaplamıyor muyuz? Ve adı Ali, Ayşe olanlarımız "Benim adım 'Ali'/'Ayşe' " diye sorguluyor muyuz bu durumu? Ali/Ayşe yerine Osman/Nuriye olsaydı her şey daha farklı olur muydu? İçimizdeki "biz" şuankinden daha başka bir şey mi olurdu? Ya da dış görünüşümüz değişir miydi?
Bazen farklı gözüküyor her şey insanın gözüne. Elimize bakıp "Ne garip şey! Böyle beş parmaklı, kemikli etli bir çıkıntıcık ve kullanım sıklığım inanılmaz!" diyoruz. (Ya da en azından ben diyorum) Sonra durumun şaşkınlığı içerisinde inanmak istercesine sıkıyoruz, dokunuyoruz, elliyoruz . Gerçekten de orada beş parmaklı, etli kaslı kemikli ve mevcut! bize ait ve bizim bir parçamız. Öyle sahiplenmişiz ki, "elim" diyoruz. Belki de bizim değil de ellerindir, kim bilir?!
Yazım tarihi: 28.08.07
Yazım saati : 03:38
Hani, elimizin ayağımızın olması çok olağandır. Var oluşumuzun bir parçasıdır onlar ve bunun da zaten su götürür yeri yoktur çünkü biz "var"ızdır. Ama bazen, ki onlar çok derin anlardır bence, kendimize sanki o an "biz" değilmişiz gibi bakabiliriz. Aynanın karşısına geçip, "Vay be! Benim böyle bir şeklim var demek! Ağzım böyle, burnum böyle ve benim adım da 'bu'!" diyebiliriz ve daha da ilginci bu olaya şaşırabiliriz. Yanlış anlaşılmadan kaçınmak adına belirtmem gerekiyor; bu tarz cümlelerde herhangi bir beğeninin veya hoşnutsuzluğun söz konusu olması değildir mesele. Mesele, bizim kendimizi gözlemlememiz ve kendimizin, somut olan varlığımızın farkına varmamızdır. Oysa ne sıklıkla düşünüyoruz ki bunu? Adımız sorulduğunda vakit kaybetmeden cevaplamıyor muyuz? Ve adı Ali, Ayşe olanlarımız "Benim adım 'Ali'/'Ayşe' " diye sorguluyor muyuz bu durumu? Ali/Ayşe yerine Osman/Nuriye olsaydı her şey daha farklı olur muydu? İçimizdeki "biz" şuankinden daha başka bir şey mi olurdu? Ya da dış görünüşümüz değişir miydi?
Bazen farklı gözüküyor her şey insanın gözüne. Elimize bakıp "Ne garip şey! Böyle beş parmaklı, kemikli etli bir çıkıntıcık ve kullanım sıklığım inanılmaz!" diyoruz. (Ya da en azından ben diyorum) Sonra durumun şaşkınlığı içerisinde inanmak istercesine sıkıyoruz, dokunuyoruz, elliyoruz . Gerçekten de orada beş parmaklı, etli kaslı kemikli ve mevcut! bize ait ve bizim bir parçamız. Öyle sahiplenmişiz ki, "elim" diyoruz. Belki de bizim değil de ellerindir, kim bilir?!
Yazım tarihi: 28.08.07
Yazım saati : 03:38
Anekdotlar vol.1
Her şey bir sebep yüzünden gerçekleşir ve her işte bir hayır vardır. Küçükken bu "hayır"ı hep "evet"in tersi olarak algılar ve dolayısıyla "olumlunun tersi", yani "olumsuz" olarak düşünürdüm. Sonra anladım ki, hayır denen şey çok başka bir şeymiş.
Her işte bir hayır var sahiden. O kadar ufak şeylerle karşımıza çıkabiliyor ki bu karşımıza, sinir bozucu olabiliyor bile çoğunlukla. Örneğin, yağmur yağarken balkonda ıslanmadan sigara içme çabaları sırasında, balkonda yerde duran koca bir pufun ıslanmasın diye itinayla duvara dayanmasının ardından fütursuzca esen ve pufu ıslak zemine deviren rüzgara "aman be!" diye sitem etmişken, hayatta en çok nefret ettiğiniz şeylerden biri olan böceğin itinayla duvara tırmanışını ve muhtemel bir şekilde size çaktırmadan odaya girişini engellemiş olan o fütursuz rüzgar, aslında bir hayırdır. Heh, tabii kime göre bakıyorsanız, ona göre de değişir herhalde hayır mı şer mi. Böcek için pek hayırlı olduğu söylenemez herhalde. Sonuçta, kim bir plaj terliğiyle ezilmek ister ki? Mevzu bahis böcek ben olmadığıma göre hayrı bana, şerri ona.
yazım tarihi: 28.08.07
yazım saati : 03:28
Her işte bir hayır var sahiden. O kadar ufak şeylerle karşımıza çıkabiliyor ki bu karşımıza, sinir bozucu olabiliyor bile çoğunlukla. Örneğin, yağmur yağarken balkonda ıslanmadan sigara içme çabaları sırasında, balkonda yerde duran koca bir pufun ıslanmasın diye itinayla duvara dayanmasının ardından fütursuzca esen ve pufu ıslak zemine deviren rüzgara "aman be!" diye sitem etmişken, hayatta en çok nefret ettiğiniz şeylerden biri olan böceğin itinayla duvara tırmanışını ve muhtemel bir şekilde size çaktırmadan odaya girişini engellemiş olan o fütursuz rüzgar, aslında bir hayırdır. Heh, tabii kime göre bakıyorsanız, ona göre de değişir herhalde hayır mı şer mi. Böcek için pek hayırlı olduğu söylenemez herhalde. Sonuçta, kim bir plaj terliğiyle ezilmek ister ki? Mevzu bahis böcek ben olmadığıma göre hayrı bana, şerri ona.
yazım tarihi: 28.08.07
yazım saati : 03:28
Kaydol:
Yorumlar (Atom)