Pazar, Eylül 9

elden gel!

Size de olur mu bilmem! Bazen kendime, sanki "insan değilmişim" gibi bakabiliyorum. Pek açıklayıcı bir tabir değil bu, o yüzden detaylandıracağım.
Hani, elimizin ayağımızın olması çok olağandır. Var oluşumuzun bir parçasıdır onlar ve bunun da zaten su götürür yeri yoktur çünkü biz "var"ızdır. Ama bazen, ki onlar çok derin anlardır bence, kendimize sanki o an "biz" değilmişiz gibi bakabiliriz. Aynanın karşısına geçip, "Vay be! Benim böyle bir şeklim var demek! Ağzım böyle, burnum böyle ve benim adım da 'bu'!" diyebiliriz ve daha da ilginci bu olaya şaşırabiliriz. Yanlış anlaşılmadan kaçınmak adına belirtmem gerekiyor; bu tarz cümlelerde herhangi bir beğeninin veya hoşnutsuzluğun söz konusu olması değildir mesele. Mesele, bizim kendimizi gözlemlememiz ve kendimizin, somut olan varlığımızın farkına varmamızdır. Oysa ne sıklıkla düşünüyoruz ki bunu? Adımız sorulduğunda vakit kaybetmeden cevaplamıyor muyuz? Ve adı Ali, Ayşe olanlarımız "Benim adım 'Ali'/'Ayşe' " diye sorguluyor muyuz bu durumu? Ali/Ayşe yerine Osman/Nuriye olsaydı her şey daha farklı olur muydu? İçimizdeki "biz" şuankinden daha başka bir şey mi olurdu? Ya da dış görünüşümüz değişir miydi?
Bazen farklı gözüküyor her şey insanın gözüne. Elimize bakıp "Ne garip şey! Böyle beş parmaklı, kemikli etli bir çıkıntıcık ve kullanım sıklığım inanılmaz!" diyoruz. (Ya da en azından ben diyorum) Sonra durumun şaşkınlığı içerisinde inanmak istercesine sıkıyoruz, dokunuyoruz, elliyoruz . Gerçekten de orada beş parmaklı, etli kaslı kemikli ve mevcut! bize ait ve bizim bir parçamız. Öyle sahiplenmişiz ki, "elim" diyoruz. Belki de bizim değil de ellerindir, kim bilir?!

Yazım tarihi: 28.08.07
Yazım saati : 03:38

Hiç yorum yok: