Cumartesi, Temmuz 1

vindaloo

bir hint yemeği "vindaloo". kulakların içini kazımak istercesine kaşındıracak kadar acı. yedikten sonra küfürler ettiren ama garip bir şekilde olur olmadık yerlerde canınızın çektiği bir şey.

etrafımızda buna benzeyen birçok şey var. her gün küfürler ederek gittiğim okulum, annem, kıymet verdiğim insanlardan bazıları(evet, isim vermekten kaçınıyorum), ülkem...insan çoğu zaman bunlardan uzaklaşmak istiyor. bir fırsatını bulup da, bütün bunların olmadığı bir yerlere kaçmak. sonra kaçıyor da nitekim. ama kaçtığı zaman anlıyor, aslında kaçmak istediğini sandığı şeyler, hayatının sonuna kadar yanında olmasını istediği şeyler.

ne kadar kaçmak istediğimizi iddia edersek edelim, aslında onlar olmadığı zaman nasıl bir boşluğa düşeceğimizin farkındayız. varlığında bizi zıvanadan çıkartan bu etkenlerin, hayatımızdaki kocaman yeri doldurduğunu bilmediğimizden mi söylüyoruz bunları yoksa tavana vurmuş şımarıklığımızdan mı? ben şımarıklığımdan söylüyorum, sizi bilmem!

bir hafta sonra, yine kaçacağım bütün bunlardan. hepsi kalacak burada ve ben uzaklara gitmiş olacağım. bir buçuk ay boyunca da karşılaşmayacağım bana doğurabilecekleri sorunlarla. merak ediyorum, döndüğümde hala kaçmak istiyor mu olacağım, yoksa sıkı sıkıya sarılmak mı!

işte...hepsi birer vindaloo gibi benim için. acı seven birine çok keyif verir ama benim gibi sevmeyenlerin tahammül sınırlarını zorlar. saçma olan tarafı, acıyı sevmem ama yine de yemek isterim. bunlarla da olmaz, bunlarsız da. yine de bunlar olmadan yaşayacağıma, bunlardan boğularak yaşamayı tercih ederim!