Cumartesi, Aralık 1

i versteh di ned!

Bu yazimizda aklimiza gelen, anlam verilemeyen seylere deginecegiz.

Mesela, "paragrafa mesela diyerek baslanilmaz" kuralini hic anlamamisimdir. Bence gayet baslanabilir. Bir önceki paragrafla konu bütünlügü olduktan sonra ne gibi bir fark yaratiyor ki, ortada, basta, önünde, arkasinda, saginda, solunda olmasi?

Evde zaman zaman azalıp artan çatal bıçak sayısının anlamsızlığı her daim beni benden almıştır. Zaman gelir evde tatlı kaşığı bulan, elinden bırakmaz çünkü çok az vardır. Elindekini bulaşık makinasına attığı anda bir başkasının kapacağını ve bir daha uzunca bir süre onu kullanamayacağını bilir. Hele ki aile fertlerinden biri eve dondurma, profiterol(zor be bunu yazmak) gibi bir tatlı getirdiyse. Mutfağa önce koşan tatlısını önce yer, o derece. Ha tabii bu evde aynı anda fazla sayıda kişinin tatlı yemesinden veya tatlı kaşıklarının 3-5 adet olmasından kaynaklanmıyor. Kullanılan tatlı kaşığı atılıyor makinaya. sonra geriye kalan temiz olanlar da o sırada yiyecek olanların sayısına yetmiyor. Ama saçmalık tam olarak burada işte. Bu zaman zaman azalan tatlı kaşıkları, çatallar, bıçaklar, yine zaman zaman kendiliğinden çoğalıyorlar. "Kendiliğinden" ifadesini kullanmamın sebebi de evdekilere sorulduğunda kimsenin çatal, bıçak ve kaşıklar hakkında bir bilgiye sahip olmaması. Öyle gözüküyor ki evdeki çatal bıçaklarla bir tek ben kafayı bozdum ve bir anda sayılarının azalıp artması sadece benim dikkatimi çekiyor, sadece beni çileden çıkartıyor.

Üc bes kere gitmiş olduğum internet kafede dokunduğum tüm bilgisayarlarda bir sorunun çıkması da bana garip gelmisti. Aslinda söyle bir seye inaniyorum ben. Zamaninda evdeki tikir tikir sorunsuz calisan bilgisayar, basina ben oturunca mavi ekran verirdi. Ablam basindayken odaya girerdim, bilgisayarin manyetik alanina girince dll hatalari bas gösterirdi. Mouse'a dokunurdum kendini yeniden baslatirdi falan. Sevmezdi o bilgisayar beni. Sanirim bilgisayarlar genel olarak beni sevmediler hic. Oysa ben onlari hep cok sevmisimdir. Hayatimin belki yarisinin onlarla gecmis olmasindan, ya da en basit alisverisimi bile onla yapmamdandir belki.

Sonra integrali de anlamamisimdir mesela hicbir zaman. Matematigin, insana pratik anlamda bir düsünme becerisi kattigi ve ayri bir felsefesi oldugu argümanlarini kesinlikle kabul etsem de size soruyorum sayin yetkililer, ben siyaset okuyorum ama zorla integral ögretmeye calistiniz siz 2 sene önce bana! Niye? Neden? Ne icin? Hangi amaca hizmet? Hayir zaten basmiyor kafaya, belki en azindan bir ise yarayacagini bilsem o motivasyon ayri katmanlarin kilidini acacak beynimde de algilayacagim. O da yok. Istedigin kadar irdele, anlamini bulamazsin. Sus, kurcalama fazla, anlami yok derler sonra. Daha da sinirlenirsin oturdugun yerde. Her seyi oldugu gibi kabul edelimcilik ama hicbir sey degismesincilik. Ben yaparim olur, sen bakar kalir bir sey diyemezsin sporculuk. Ondan sonra niye bu kadar ses cikiyor her kafadan da her sey ayni tas ayni hamam. E sorma yani bunu! Sor-ma! Bi bok yapamazsin sen cünkü. Anca otur, cürümcük kafalilar yetistir, "Atatürk 1881'de Selanik'te dogdu, annesi Zübeyde Hanim, babasi Ali Riza Bey'dir" de. Onlar da bir bunu bilsin, bir bunu söylesinler. Asirlardir tüm irklar kalles, serrefsiz, topun önde gideni olsun, hep bizi arkadan vurmus olsun, biz de hep iyi niyetli, saftirik, anlayisli olalim. Ne hikmetse hep kazik yemis olalim ama bizim en ufak bir kabahatimiz olmasin. Birimiz cesaret edelim özelestiri yapmaya, pipimizi kesmekle tehdit etsinler. Bu mudur yani? Bu mudur? Simdi bütün bu celallenme integrale degil tabii. Faturayi ona kesmeyelim. Onlar biliyorlar kendilerini gayet iyi, hep "Kim? Bana mi diyorsun? Yok canim, ben degilimdir!" ayaklarina yatsalar da.

Aptal olmakla gurur duymanin nasil bir sey oldugunu da hic anlamamisimdir. Hele ki aptalliginin aptalca oldugunu bile bile..Akabinde "Heh, biz topluca böyleyiz iste, aptaliz!" diyip aglanacak halimize gülünmesini. Sagda solda bir dolu insan ölürken boku baskasina atmanin verdigi ic rahatligini, bu rahatligin samimiyetsizligini. Simdi bir sey derdim ama demiyim, nasilsa anlamazlarciligi. Sen hele bi de, bakariz sonra anlasiliyor mu. Desene kardesim, degmez diye düsünme. Ugruna ömründen ömür gitse bile de. Icinde patlayacagina, disinda patlasin. Belki birilerine dokunur bir gün ucu.

Sakinlesiyoruz biraz..Derin nefes! Seyi de anlamiyorum, iliskilerin oyun gibi görülmesini. Simdi ondan bir hareket geldi, stratejik düsünüp sunu yaparsam köpek olur ugrumda. Yok ya! Birak kardesim. Seviyorsan, seviyorum de. Sevmiyorsan, sevmiyorum de. Hasta misin? Her sey zor zaten yeterince. Niye kasiyorsun daha fazla? Icinden ne geliyorsa, nasil geliyorsa söyleyiver, yapiver gitsin. Hep psikolojik manipulasyon, kendini ispatlama cabalari, ivir zivir. Bok ye o zaman! Yine sinirlendik..

Ama kesinlikle en cok anlamadigim olay, belayi bulma konusundaki sinir tanimaz yetenegim. Tamam, kabul ediyorum. Genelde kasinirim. Illa nerede kafalarda soru isareti birakan bir mevzu varsa eselerim, nerede bir olumsuz izlenim varsa üzerine giderim. Ama su anda birlikte yasadigim insani bulma konusunda, gercekten bir sucum yok. Bu sefer sahiden hicbir sey yapmadim ben. Auram bozuk benim anlasilan. Bir gariplik, bir sikinti var ortalikta. Sonumuz hayrola..

Hiç yorum yok: