Cumartesi, Haziran 24

"Baba, düşsem; arkamdan atlar mısın? Düşmeme izin verir misin?". Böyle demişti parktaki çocuk. Yanılmıyorsam 4-5 yaşlarında olacaktı. Yanında da babası. Sallıyordu onu salıncakta. Sonra çocuk böyle dedi işte. "Baba, düşsem; arkamdan atlar mısın?" Babası tereddüt etmeden cevap verdi. "Tabii oğlum!". Ama suratından açıkça görülebiliyordu adamın cevabı verirken düşünmemiş olduğu. Hani bazen hepimize olur, karşımızdakini dikkate almadığımız zaman dinlemeden ve dolayısıyla düşünmeden cevap veririz, otomatik pilotta oluruz. Öyleydi adam da işte. Sonra çocuk kafasını hafifçe geriye çevirip, "Peki düşmeme izin verir misin?" dedi. O zaman kitlendi işte adam. Bunu duymuştu çünkü "algıda seçicilik" denen meret, önemli saydığı şeyi dinlemişti! Başta tepki veremedi, sonra "Yok vermem oğlum! İzin verir miyim ben hiç düşmene?" dedi.
Bankta otururken tesadüf eseri şahit olduğum bir olaycık bu sadece. Ama garipsedim ve önemli buldum. Annelerimiz-babalarımız, düşmekten koruyabiliyorlar mı bizi? Veya, düşerken bizi tutmaları bizim için daha mı iyidir?
Herkes düşmelidir bence bir kere, çünkü düşmeden kalkmak hiç olmuyor ve insanoğlu öyle bir şey ki ayaktaysa bile uçmak istiyor. Hiçbir şeyle yetinmiyor, uçarken de ışınlanmak istiyor. Bütün bunlar da, ilerlemeyi bilmeyi gerektiriyor. Düşmüşken, kalkmayı bilmek gibi.
Diyelim ki bilmiyoruyuz kalkmayı. Ve şükür, düşmedik de hiç. Zaten düşsek de sorun değildi, düştüğümüzde elimizden tutup kaldıranımız vardı çünkü. Derken o kaldıranımız çıkıverdi hayatımızdan. Ve talih denen şey de bu işte, ne zaman vuracağı belli olmaz ya, düşürüverdi bizi. Kalkmamız icap ediyor. Kalkamıyoruz. Bilmiyoruz ki kalkmayı, hep kaldırılmışız...
Bence o adam oğluna şunu demeliydi, düşmene izin veririm çünkü kalkmayı öğrenmen lazım. Kalkarken karşında dururum ama bana tutunmana izin vermem çünkü bir gün, tutunman için burada olmayabilirim ve o zaman bensiz kalkamazsın. Ve emin ol, ben yokken düşmek istemezsin çünkü ben her zaman olmayacağım!

Hiç yorum yok: